Geçen hafta futbolseverler, Beşiktaş ile Galatasaray’ın karşı karşıya geldiği dev bir derbiye tanıklık etti. Tribünlerdeki coşku sahadaki kıyasıya mücadeleyle birleşmişti; ancak ne yazık ki son düdüğün ardından hafızalarda kalan şey futbol olmadı. Gecenin konuşulan tek gündem maddesi, hakem Ozan Ergün’ün sergilediği yönetim tarzıydı.

Böylesine büyük ve kritik maçlarda hakemlerin görevi aslında son derece basittir: Adil bir yönetim sergilemek ve oyunun önüne geçmemek. Ne var ki dün gece çalınan veya es geçilen düdükler,kartlar futbolun estetiğini gölgeledi. Birbirinin kopyası olan pozisyonlarda verilen çelişkili kararlar, yersiz yere kesilen ataklar ve verilmeyen fauller, hem sahadaki oyuncularımızın hem de tribündeki taraftarımızın sabrını ciddi şekilde zorladı.

Görünen oydu ki Beşiktaşımız, dün gece sahada yalnızca ezeli rakibine karşı mücadele vermedi. Bazen böylesi dev maçlarda, futbolun doğal akışını bozan harici faktörlerle de baş etmek zorunda kalırsınız; dün gece sahada yaşanan durum da tam anlamıyla buydu.

Derbinin en çok tartışılan ve üzerine konuşulan anlarından biri, Leroy Sané’nin içinde bulunduğu pozisyondu. Bu pozisyonun hakem tarafından yorumlanış biçimi ve sonrasında çıkan karar, sahadaki düdük standardının ne denli değişken olduğunun en açık kanıtıydı. Oysa derbi gibi tansiyonu yüksek ve telafisi zor maçlarda, bu tür kritik kararların çok daha net ve tutarlı olması beklenir.

Benzer şekilde, Victor Osimhen ile Ersin Destanoğlu arasında yaşanan o kritik pozisyon da derbinin kırılma anlarından biri olarak hafızalara kazındı. Futbolcularımızın yoğun şekilde itiraz ettiği bu an, sadece yaşandığı dakikayı değil, tüm maçın gidişatını doğrudan etkileyebilecek kritik bir öneme sahipti.


Ama unuttukları bir şey var: “Şerefinle oyna, hakkınla kazan” duruşunu her şeyden üstün tutan bu camia, böyle oyunlara boyun eğmez.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir